ilyas's profileBaZeN SoNLaR BaŞLaNGıÇTı...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    July 21

    hoşçakal

    siir10178.jpg
     

     

    Hoşçakal aşkım

    Yolun gülle,

    Yüreğin sevgiyle dolsun..!

     Bak...

    Nerelerden nerelere geldik...

    Şimdi biz bittik...

    Bir de başlangıcımız vardı

    Sonunda bol gözyaşı döktüğümüz.

     Sor yağmurları kendine

    Kışları da sor.

    Baharları bana bırak

    Senden tek yadigar olarak.

     Adı belli, sonu belli idik.

    Soğuk bir mart akşamı idi

    Beni son kez öpüp gidişin.

    O an sadece yanımdan

    Karanlığa karışmıştı yansıman.

     Şimdi

    Yüreğimden git diyorsun

    Olur birtanem giderim .

    Yollar böyle uzun

    Aşk’lar böylesine vurgunken

    Giderim, son kez gözlerine bakamadan

    Giderim, son kez sarılamadan

    Uykusuz sabahlayarak.

     Pişman değilim

    Sevdim seni.

    Delice sevildim.

    Hayat seni yaşamamı istedi

    Yaşadım..

    Ama keşke

    Yüreğinden giderken

    Ölüm beklemese başucumda.

    Yine de

    Yolun gülle,

    Yüreğin sevgiyle dolsun..!

    Sana en kötü sözüm bu olsun..!

    vatan

     
    Türkiye'ye Japonya'dan bir eğitim heyeti gelir. Temas ve incelemeler yapacak, neticeyi yetkililere aktaracaklar. Gerektiği kadar DA ikili işbirliği gerçekleştirecek. İşler buraya kadar çok iyi...

     Japon heyeti yurdumuzun bazı bölgelerinde gerekli incelemelerini yapar. Sonra Bakanlıkta toplanırlar. Heyetin hakkımızdaki tespiti ilginçtir: "Sizin çocuklarınızda milli şuur yok". Bizimkiler şaşırır! "Bizim çocukların damarlarındaki kan, Milli duygumuzun kaynağıdır." Yine de fazla ses çıkarmazlar! Ne de olsa misafirdir! Bizimkiler sorar, "Peki, Sizin gençlerinizde milli şuur var mıdır? Japon uzmanları anlatmaya başlar:

     Biz gençlerimize ilkokula başlamadan "şok testler" uygularız. Mesela uçak gibi hızlı giden trenlerimize bindirir, bir tur yaptırırız. Çok katlı yollardan DA geçen tren, onları şöyle bir sarsar. Mini mini çocuklarımız teknolojinin bu baş döndürücü neticesini görerek bir şok olurlar. Sonra... Bu şoktan sonra Hiroşima'ya götürürüz. Bölgeyi aynen koruyoruz. Bombalanmış bu bölge hakkında bilgilendirir; değil hayvan, bitkinin bile yeşermediğini gösteririz. Ve deriz ki "Eğer sizler çalışmaz, sizden öncekileri geçmezseniz vatanınız, işte böyle düşmanlar tarafından bombalanır. Hiçbir canlı yaşayamayacak biçimde size bırakıp giderler. Çalışırsanız, bindiğiniz hızlı trenleri bile geçecek yeni vasıtalar yaparsınız. Gerisi sizin bileceğiniz iş.

     Çocuklarımız bununla ikinci bir şok daha yaşarlar. Sizlere şunu
    hatırlatalım ki, Türkiye'de birçok teknik elemanımız bulunmaktadır.Bunların herhangi birine bu konuyu sorabilirsiniz."

     Bizimkiler şaşkınlık içinde sorarlar : "-Peki ya Türkiye için tespitiniz var mı? Varsa gözlemleriniz nedir?" Japonlar; "elbette var" derler. "Bizimkinden çok daha önemli. Bir tanesi Çanakkale Savaşları'nın olduğu bölge. Bu bölge gençlerinizin şok olması için yeter de artar bile. Bir metre kareye altı bin merminin düştüğü savaşta, Türk'ler her şeye rağmen galip çıkıyor, olamayacağı olur hale getiriyorlar. En son teknolojiye ve donanıma meydan okuyarak, inancın galip geldiğinin ispatını yapıyorlar. Üstelik karşılarında tek bir düşman değil, müttefik güçler; sizin tabirinizle yetmiş iki millet var.

    Evet M²'ye 6.000 Mermi!...
    M²'ye 6.000 Mermi!...
    6.000 Mermi!...
    Bileniniz var mıydı ?
    300 M2 lik bir tepe için 2 gece savaşıldı...
    M2'ye 50 ölü düşüyordu...

     Cerrahpaşa'dan gelen 130 son sınıf öğrencisi gönüllünün hepsi şehid oldu O tepede... O sene mezun verilmedi tıbbiyeden...
    Anlatacak çok şey var bu savaşta.
    Oradan geçen varsa tepelere kazınmış yazıyı bilir.

     'Dur yolcu bilmeden basıp geçtiğin bu toprak bir devrin battığı yerdir'...

     Allah 250 bin şehidimizin ruhunu şad etsin...

    www-resimland_com-hareketli_bayrak_Resimleri

    ÖĞRENCİ SÖZLÜĞÜ

    Atmak : Ders anlatmak
    Asmak : Sözlü günü yapılan gezi
    Cesur : Kopya çeken kimse
    Çöp Kutusu : Basket potası
    Dalga Geçme : Ders dinleme
    Disiplin : Öğretmenin kozu
    Esnemek : Ders esnasında ortaya çıkan bulaşıcı hastalık
    Felç : Karnenin alınmasıyla baş gösteren hastalık
    Gardiyan : Nöbetçi öğretmen
    Hastalık : Mazeret
    Hayır Sever : Kopya veren
    Okul : Hapishane
    İnekleme : Çok ders çalışma
    Karne : Loto Kuponu
    Şaşkın : Yeni öğrenci
    Tebeşir : Cephane
    Komedi : Yazılıların açıklanması
    Veli : Ara karneden bile haberi olmayan gariban
    Çıkış Zili : Can kurtaran
    Sözlü : Ecel teri,mizan terazisi
    Not Defteri : Loto kağıdı
    Öğrenci : Hilkat garibesi,zavallı
    Öğretmen : Ahiret sualcisi
    Sınıf : Muhabbethane
    Ödev : Angarya
    Sınıf Geçmek : Tahayyül
    Sınıfta Kalmak : Küme düşmek
    Teneffüs : Kudurma saati
    Giriş Zili : Cenaze marşı
    Masal : Anlatılan ders
    Enflasyon : Notların öğretmen tarafından düşürülmesi
    Devalüasyon : Öğretmenlerin kolay sorarak başarı oranını yükseltmeleri
    Vaka-ı Vakvak : İyi bekleyip düşük alan öğrencilerin sözleri
    İstenmeyen Gün : Pazartesi
    İstenen Gün : Cuma
    En İyi Haber : Hoca Yok, ders boş, vallaha…

    ÖĞRENCİ EVİNE HIRSIZ GİRERSE

    Ö: Abi sigaran var mı ya?
    H: Masanın üstüne bıraktım iki tane. sen uyumaya devam et, ben gidiyordum zaten.
    Ö: Eywallah abi. Çıkarken kapıyı sıkı çek. Biraz zor kapanıyor.
    H: Tamam oğlum sen yat


    Ö: Abi merhaba naapıyosun
    H: Naapıyım lan bulaşık yıkıyom
    Ö: Hayrola abi tanıyamadım
    H: Hırsızım lan ben utanın olm utanın
    Ö: Hıı abi sen devam et zaten sıra sendeydi bugün bir de makarna suyu koysana



    Ö: Abi ne çalacaksan çal işte uğraşma uyuyom
    H: Şu delphi notları nerde onları söyle bari kırtasiyeye satayım bari 5 milyon eder belki
    Ö: Nahhh veririm, onları iki saatte yazdım ben
    H: Edebiyatı ver bari
    Ö: Masanın üstünde git al zzzzzzzz

    H: Bu ne be? çalınacak bişiy yok nasıl ev bu?
    Ö ? ? (hırsızın girdiğini farkedince bi köşede bekler)
    H: Elli tane bira şişesi dışında…
    Ö: (hala beklemektedir)
    H: Dağınıklığa bak..Hayrıma toparlıyayım bari şurayı..Şu şişeleri atmakla başlayayım..
    Ö: (hemen atılır) Abi dur ne yapıyosun?
    H: Ne yapalım toplayıp çalacak bişey bulamayınca ortalığı toplamaya başladım.
    Ö: Abi onu demiyorum.. Sen potansiyel beş ytl.yi çöpe atmaya çalışıyosun ona engel olmaya çalışıyorum..

    H: Abi işte bu ev
    H2: İyi olum hadi girelim
    H: Abi bu ne yaa fenerin pili bitti herhalde evdeki hiç bir şeyi göremiyorum..
    H2: Lan salak fenerde problem yok. evde var problem.
    H: Nasıl yanii
    H2: Lan gerizekalı burası öğrenci evine benziyo
    H: Eee ne olmuş ki
    H2: Allah cezanı versin…
    H: Ya abi ne var bundaa.
    H2: Olm fener ışık veriyoda ışığı alacak mücevher eşya filan yok. boş boş duvar her yer..
    H: Yyaa abi acıdım ben şimdi bu öğrencilere.
    H2: Yaa olum gör gör..
    H: Abi şu diğer evden aşırdıklarımız varya..
    H2: eee
    H: Onları sevabına buraya bıraksak diyorum haa
    H2: İyi fikir ulan.. sevaptır. Sadakamız olsun anasını satayım..
    H: Abi büyüksün.
    H2: Eeee öyleyim

    Ö: Sen kimsin lan
    H: Benmi şey
    Ö: Kimsin dedim kaldır ellerini.
    H: Evini soyacaktım sadece, affet elini ayağını öpeyim, bırak gideyim.
    Ö: Affetmemi istiyor musun?
    H: Evet evet.
    Ö: O zaman önce kirli çamaşırlarımı yıka..Ardından gömlekleri ütüle, sonra bulaşıkları yıka affederim
    H: Emredersin abi.
    Ö: Ulan şansa bak keşke her ay böyle hırsız girse yırttık falla
    753we0104511961G

    KİM BİLİR

    İçimde derin yarıklar bırakıyorsun git dediğim cümlelerde.Yanık kağıt uçları kokuyor hava.Ben ki sana git demedim hiçbir zaman, gittiğinden dolayı gitmeleri ezberlemiş gözlerime ağır geliyor gözyaşları biliyorsun.

     Of bu ne ağır bir akşam, bu nasıl derin iç soluklanması ölüm desem bu kadar kara değil.

     Ezberi bozulmuş kederler taşıyorum satırlarımda. Soluklandığın dünyanın insanıyım hala. Soluklandığın kıyıların ıslaklığında gözyaşlarım. Bu kaçıncı sarhoşluk ne önemi var. Bütün sarhoşluklarım sana çıkıyor ezberli.

     Sarı , evet akşamlar senin dışında ve sarı. Üç adımda atabilirim sonsuzluğu heybeme, sarı.

     Ve hayır ama. Dillenmeli bir kez gördüğüm akşamın yapışkan sevdası dillerde. Ardında kocaman yalnızlıklar saklı sevdanın ayakları terlemeli rıhtımımda. Suskunluğu altın bilmiş kalabalıklara inat sözler akmalı geceme.

      Bilesin istiyorum, yakışmıyor o dudaklara bu hüzün. Hani çocukluğumuzun masallarındaki gibi bitmeli kötü başlangıçlar. Bir yerde iyi bir şeyler olmalı. Duymalı bunu herkes. Birilerinin sevinç şaşkınlığını yüzüne yapışmalı çıkmalı karşıma. Diğeri patlayıncaya kadar oh be demeli. Demeli işte.

     Koşup gelmeli mutluluk ayaklarımın dibine, kapıyı açtığımda çıkmalı karşıma, piyango gibi çalmalı telefonumun zili, içimi serinletmeli telefondaki ses, dilimi uyuşturmalı, kalakalmalıyım oracıkta sevinçten. İçimde bahar çiçeklerinin kokusu, şaşkın, çocuksu ,çırılçıplak , sapsalak ama.

     Göğsümü yaran bu şarkılara kapamalıyım kulaklarımı biliyorum. Her sözcüğü özenle seçip saklıyorum heybemde. Bütün harfleri parlatıp büyütüyorum. Yanık kağıt uçları kokuyor hava. Kim bilir belki bu sabah ,belki akşam , belki…

      Belki isimsiz telefonların birinde senin nefesin…

     Kim bilir?

    MEKTUP

     Şimdi nerelerdesin? Bu sefer yazdıklarımın, yüreğimin acısının adresi yok! Satırları yazmakta bile zorlanıyorum. Sen gideli kelime haznem daraldı. Tek başıma kaldım buralarda...
    Ansızın dalıyorum, sürekli yollara bakıyorum ve işin acı tarafı gelmeyeceğini de çok iyi biliyorum. Ah Sevgili! Çok hayallerimiz vardı. Hayata dair, aşka dair, ikimizin kaybettiklerine dair. Yazık! Hayallerimiz yarıda bile kalmadı.. Şimdi de mi kadere atılacak suç? "Kaderde var mış" diyerek!

    Sen yoksun ama ben gene sana yazıyorum her günün ardından!
    Gözyaşlarımı, aşkımı, özlemimi yazıyorum ve sevgili her zamanki gibi seni özlemle bekliyorum. Bensiz üzülme olduğun yerlerde; çünkü ben seni yüreğimde taşıyorum, sensizken bile...

    Ah Sevgili (!) Özledim be seni.. Gelmeyeceksin biliyorum ama yine de  bekliyorum. Çünkü seni ölümsüz bir aşkla seviyorum.